17:31 Posted In blog , futbolda 90 dakka , haşmet babaoğlu , hıncal uluç Edit This 0 Comments »
ya bu saatte benim burda ne işim var?üstümde cicili bicili pijamalrımla uyusam şöyle tüm uslu çocuklar gibi ne olur sanki?yok ama şimdi yazmazsam çatlarım.sözüm ona çok önemli şeyler yazıyorum ya!ben yazınca yolsuzluklar son bulacak,faili meçhul cinayetler çözülecek,olimpiyatlar da 20 tane altın madalya alacağız sanki.üç maymun da oskara adaymış gerçi.ben mi sebep oldum ki =p.ömür gedik de zırvalıyordu geçenlerde hürriyet gazetesinde olmaz olamaz oskara aday olamaz üç maymun, şartlara uymuyor diye.tabi ömür gedik'i ciddiye alan tek kişi sevgilisi ferhat göçer'dir heralde.çok bilmek bazen hakikaten iyi değil.ömür gedik de buna örnek.ya yine nerelere daldım ben.ergenekon kapsamında bilgisayarın ıp numarasını alıp incelemeseler bari.seyhan soylu nun bile ifadesi alındı be!yemişim ben öyle ergenekonu.ergenekonun da suyunu çıkardılar.hiçbişey ciddi kalamaz değil mi bu ülkede.
şaka bir yana nuri bilge ceylan la gurur duyuyoruz gerçekten.işini büyük bir ustalıkla yapan,sadece işiyle gündeme gelen insanlara bayılıyorum.medyamız ne kadar gereksiz film bozuntusu varsa onla uğraşıp ,reklamını yaparken ,ceylan sessiz sedasız ödülleri toplayıp geliyor.recep ivedik,gora,arog gibi filmler belden aşağı espirileriyle tüketim çılgınlığına çanak tutuyor.belki;kimileri için konuşmalarım anlamsız ama cem yılmaz a gülemiyorum adam gibi.bana esprileri çok kalitesiz geliyor.küfürden bozma espiriler.tamam arada iyi şeyler de yapıyor yapmıyor değil.ama büyütüldüğü kadar değil gibi.bu kadar gürültü,patırtının ardından daha iyi işler bekliyoruz ondan.arkasında kocaman bir medya desteği.istese de istemese de her adımı reklam oluyor.sponsor bulmak zor değil onun gibiler için.ama filmlerde ki espiri anlayışı amerikan ya da eski türk filmlerine gönderme yapmaktan öteye geçemiyor.komik mi?evet,komik.ama farklı değil.amerikalılar da kendi filmleriyle dalga geçmeyi çok önceden denediler zaten .vaktiyle çok da gülmüştük.ama nereye kadar yicez temcit pilavını?
çok zeki diye nitelendirdiğimiz insanların daha dişe dokunur işler yapması gerekiyor artık.belki;bu hikayelerle yine gişe rekorları kıracaklar.çok beğenilecekler.ama bi müddet sora da kendini aşmalı insan.olsun varsın biizim insanımız mayıs sıkıntısını ,iklimleri izlemesin onlar entel dantel işi olsun.ama bu filmler toplasın tüm ödülleri.biz değerini bilmeyelim.bu ülkede sanat yok.iyi film yapılmıyor diyelim .nasıl yapılsın ki ?hababam sınıfı ,recep ivedik,gora gişe rekorları kırarken bu ülkede sanat mı olur?hem illa küfür mü duymak istiyoruz?anamıza,bacımıza küfür edilmesi çok mu hoşumuza gidiyor?çıkalım sokağa.her köşe başı bir recep.annenize,kardeşinize musallat olacak cinsten insan çok.bu küfürler kardeşimize,annemize edilse çok mu hoşumuza gider?hayır mı?o zaman bu iki yüzlülük niye?
bir sinema filmini izledikten sonra yeni bakış açıları kazanmalı insan .her açıdan yapabilmeli bunu.sinemanın misyonu budur.iki saat sonunda kafanda bir duygu kırıntısı kalmadan çıkmamalısın.sanat biraz da sanat için yapılsın artık.halk edebiyatı palavralarını,populist yaklaşımlarını bırakalım.gerçekten kaliteli işler çoğaldığında halk da izlemeye mecbur kalacak ve gerçek sanatın farkına varacak diye düşünüyorum yoksa herkes herşeyin farkında da kimsenin işine gelmiyor mu=)
ama ben bu konulara nerden geldim yine ya.içimde neler birikmiş benim böle.onbintane şey var aklımda.demek ki bunlar kuytularda seslerini duyuramamışlar bana.diğerleri de tembellik edip uyudu besbelli.ama bunlar yılmadılar.blogumda yer aldılar.
kemal sunal ın bir filmi vardı.çöpçüler kralı diye.ordaki "yazıcam bunları köşeme "diyen amcaya benzetiyorum kendimi.yazıcam işte bloguma.kime ne ya?çok çok ergenekon da dilekçe veririm.ondan sonra da ünlü olurum zaten.benim işime gelir.belki;mehmet barlas la bile program yaparız.başka yerde yok'a yeniden başlarız.evet işte hayalperestlikte son nokta.daha ne kadar saçmalayağım acaba.
aklıma şimdi de kazım kanat geldi.Allah rahmet eylesin.onun anınca hıncal,hıncal dan sonra haşmet babaoğlu.hayır ya hayır.sus artık düşünme!yok ama ya başlama şimdi.ufff.kenan onuk,haşmet babaoğlu,hıncal uluç...90 dakika.bir ntv klasiği.hayır kaç insan ya da kaç kız bu jeneriği duyup güler kahkahayla.ben gülerim.çünkü;o 90 dakka varya hani bir futbol fenomeni çocukluğumun kabusydu.onun yüzünden pazartesi en nefret ettiğğim gündü.bazen 90 dakkadan da uzun sürerdi.ben de zamanla boyun eğdim kaderime.90,100 ne kadar sürerse izledim.o yaşta.bir de aklıma futbol girdi.futbola da yorum yapmaya başladım.abim kahkahalarla 90 dakka bir ntv klasiği derdi.ben artık sinirden kafayı sıyırmış bi halde başlardım gülmeye.hala geyiği vardır aramızda.hala devam ediyor mu bilmem.ama;kenan onun öldükten sonra benim için bi tadı kalmadı.o programın en ciddiye alınacak adamı da oydu zaten.haşmet ve hıncalı bir yorumcu olarak ciddiye alamıyorum hiç.benim için playboy olarak vadelerini dolduracak şahıslar.
sus artık sussss!ben buralara nerelerden geldim ki yine.yazacağım şeyleri unuttum.neyse bugünde böyle zırvaladım işte yeni mekanımda.sanırım yoruldum.misafirler...yemek yap,ikram falan bayağı koşusturdum.ayrıca bugün bişeyi daha keşfettim kendimle ilgili.hiç tanımadığım insanlarla bir anda samimi olabiliyorum.çekinmiyorum.gayet rahatım.sanki yıllardır tanışıyoruz.abla,abi modundayız.sevdim ben bu huyumu.en büyük sıkıntım buydu çocukken.soğuktum.artık;öyle değil.buna seviniyorum çünkü;ilerde yapmak istediğim iş sıkı bir iletişim becerisi gerektiriyor.sıkıntı çekmeden kendimi ifade edebildiğimi bu gece tanıştığım insanlar bana sözleriyle bunu yansıttılar.ilk adımlarımı rektörle görüşmeyi başararak atmıştım zaten.daha küçüçük bir çöm için iyi bir başlangıçtı.zaten aferinimi de rektörün öğretim üyesi olan öğrencisinde almıştım."sen çok becerikli bir kızsın"demişti kendileri.oleydi işte .yaşasındı.aferinimi de almıştım egom ziyadesiyle tatmin olmuştu=))
evet ... bu sefer yazıyı sonlandırmak için yazıyorum.uyuyacağım.hem de yatar yatmaz.evimden ayrı ikinci gece.annemi mi özledim ne :((
şaka bir yana nuri bilge ceylan la gurur duyuyoruz gerçekten.işini büyük bir ustalıkla yapan,sadece işiyle gündeme gelen insanlara bayılıyorum.medyamız ne kadar gereksiz film bozuntusu varsa onla uğraşıp ,reklamını yaparken ,ceylan sessiz sedasız ödülleri toplayıp geliyor.recep ivedik,gora,arog gibi filmler belden aşağı espirileriyle tüketim çılgınlığına çanak tutuyor.belki;kimileri için konuşmalarım anlamsız ama cem yılmaz a gülemiyorum adam gibi.bana esprileri çok kalitesiz geliyor.küfürden bozma espiriler.tamam arada iyi şeyler de yapıyor yapmıyor değil.ama büyütüldüğü kadar değil gibi.bu kadar gürültü,patırtının ardından daha iyi işler bekliyoruz ondan.arkasında kocaman bir medya desteği.istese de istemese de her adımı reklam oluyor.sponsor bulmak zor değil onun gibiler için.ama filmlerde ki espiri anlayışı amerikan ya da eski türk filmlerine gönderme yapmaktan öteye geçemiyor.komik mi?evet,komik.ama farklı değil.amerikalılar da kendi filmleriyle dalga geçmeyi çok önceden denediler zaten .vaktiyle çok da gülmüştük.ama nereye kadar yicez temcit pilavını?
çok zeki diye nitelendirdiğimiz insanların daha dişe dokunur işler yapması gerekiyor artık.belki;bu hikayelerle yine gişe rekorları kıracaklar.çok beğenilecekler.ama bi müddet sora da kendini aşmalı insan.olsun varsın biizim insanımız mayıs sıkıntısını ,iklimleri izlemesin onlar entel dantel işi olsun.ama bu filmler toplasın tüm ödülleri.biz değerini bilmeyelim.bu ülkede sanat yok.iyi film yapılmıyor diyelim .nasıl yapılsın ki ?hababam sınıfı ,recep ivedik,gora gişe rekorları kırarken bu ülkede sanat mı olur?hem illa küfür mü duymak istiyoruz?anamıza,bacımıza küfür edilmesi çok mu hoşumuza gidiyor?çıkalım sokağa.her köşe başı bir recep.annenize,kardeşinize musallat olacak cinsten insan çok.bu küfürler kardeşimize,annemize edilse çok mu hoşumuza gider?hayır mı?o zaman bu iki yüzlülük niye?
bir sinema filmini izledikten sonra yeni bakış açıları kazanmalı insan .her açıdan yapabilmeli bunu.sinemanın misyonu budur.iki saat sonunda kafanda bir duygu kırıntısı kalmadan çıkmamalısın.sanat biraz da sanat için yapılsın artık.halk edebiyatı palavralarını,populist yaklaşımlarını bırakalım.gerçekten kaliteli işler çoğaldığında halk da izlemeye mecbur kalacak ve gerçek sanatın farkına varacak diye düşünüyorum yoksa herkes herşeyin farkında da kimsenin işine gelmiyor mu=)
ama ben bu konulara nerden geldim yine ya.içimde neler birikmiş benim böle.onbintane şey var aklımda.demek ki bunlar kuytularda seslerini duyuramamışlar bana.diğerleri de tembellik edip uyudu besbelli.ama bunlar yılmadılar.blogumda yer aldılar.
kemal sunal ın bir filmi vardı.çöpçüler kralı diye.ordaki "yazıcam bunları köşeme "diyen amcaya benzetiyorum kendimi.yazıcam işte bloguma.kime ne ya?çok çok ergenekon da dilekçe veririm.ondan sonra da ünlü olurum zaten.benim işime gelir.belki;mehmet barlas la bile program yaparız.başka yerde yok'a yeniden başlarız.evet işte hayalperestlikte son nokta.daha ne kadar saçmalayağım acaba.
aklıma şimdi de kazım kanat geldi.Allah rahmet eylesin.onun anınca hıncal,hıncal dan sonra haşmet babaoğlu.hayır ya hayır.sus artık düşünme!yok ama ya başlama şimdi.ufff.kenan onuk,haşmet babaoğlu,hıncal uluç...90 dakika.bir ntv klasiği.hayır kaç insan ya da kaç kız bu jeneriği duyup güler kahkahayla.ben gülerim.çünkü;o 90 dakka varya hani bir futbol fenomeni çocukluğumun kabusydu.onun yüzünden pazartesi en nefret ettiğğim gündü.bazen 90 dakkadan da uzun sürerdi.ben de zamanla boyun eğdim kaderime.90,100 ne kadar sürerse izledim.o yaşta.bir de aklıma futbol girdi.futbola da yorum yapmaya başladım.abim kahkahalarla 90 dakka bir ntv klasiği derdi.ben artık sinirden kafayı sıyırmış bi halde başlardım gülmeye.hala geyiği vardır aramızda.hala devam ediyor mu bilmem.ama;kenan onun öldükten sonra benim için bi tadı kalmadı.o programın en ciddiye alınacak adamı da oydu zaten.haşmet ve hıncalı bir yorumcu olarak ciddiye alamıyorum hiç.benim için playboy olarak vadelerini dolduracak şahıslar.
sus artık sussss!ben buralara nerelerden geldim ki yine.yazacağım şeyleri unuttum.neyse bugünde böyle zırvaladım işte yeni mekanımda.sanırım yoruldum.misafirler...yemek yap,ikram falan bayağı koşusturdum.ayrıca bugün bişeyi daha keşfettim kendimle ilgili.hiç tanımadığım insanlarla bir anda samimi olabiliyorum.çekinmiyorum.gayet rahatım.sanki yıllardır tanışıyoruz.abla,abi modundayız.sevdim ben bu huyumu.en büyük sıkıntım buydu çocukken.soğuktum.artık;öyle değil.buna seviniyorum çünkü;ilerde yapmak istediğim iş sıkı bir iletişim becerisi gerektiriyor.sıkıntı çekmeden kendimi ifade edebildiğimi bu gece tanıştığım insanlar bana sözleriyle bunu yansıttılar.ilk adımlarımı rektörle görüşmeyi başararak atmıştım zaten.daha küçüçük bir çöm için iyi bir başlangıçtı.zaten aferinimi de rektörün öğretim üyesi olan öğrencisinde almıştım."sen çok becerikli bir kızsın"demişti kendileri.oleydi işte .yaşasındı.aferinimi de almıştım egom ziyadesiyle tatmin olmuştu=))
evet ... bu sefer yazıyı sonlandırmak için yazıyorum.uyuyacağım.hem de yatar yatmaz.evimden ayrı ikinci gece.annemi mi özledim ne :((
08:49 Posted In blog Edit This 0 Comments »
bugünlerde şansım dönüyor gibi sanki.ama fazla da net değil ya da ben fazla kaptırmak istemiyorum kendimi.itiraf ediyorum fazla hayal kurmak istemiyorum.her duyguyu sindirebiliyorum galiba artık.sakin olmak lazım,bekleyip görmek.olursa ne ala olmazsa nasip değilmiş diyeceğiz.geçerken uğruyor belki de bitakım şeyler.bi ce yapıp kaybolucaklar belki,daha önce olduğu gibi. hayatımda hiçbir kıpırdama yaratmicakları ihtimali de mevcut.
bu kabullenişimin ardında acizliğim mi var acaba diyecek oluyorum.yok,hayır.sadece şu an için elimden geleni yaptığıma inanıyorum.yapacak birşeyler olduğunu düşünsem hiç üşenmeden elimi taşın altına koyacağım.
herneyse düşünmek istemiyorum.sadece sakinim.şimdi;yapmam gereken işler var çalışmalıyım.su akıp yolunu buluyor nasılsa.uff hayır hayır bu sözede kafa yormak istemiyorum.tek bi açıdan bakabilsem herşeye daha az yorulcak zihnim galiba.ya da hiç bakamasam=P.
neyse ne işte.tevekkül,sabır,inanç.hepsi bu kadar ...
bu kabullenişimin ardında acizliğim mi var acaba diyecek oluyorum.yok,hayır.sadece şu an için elimden geleni yaptığıma inanıyorum.yapacak birşeyler olduğunu düşünsem hiç üşenmeden elimi taşın altına koyacağım.
herneyse düşünmek istemiyorum.sadece sakinim.şimdi;yapmam gereken işler var çalışmalıyım.su akıp yolunu buluyor nasılsa.uff hayır hayır bu sözede kafa yormak istemiyorum.tek bi açıdan bakabilsem herşeye daha az yorulcak zihnim galiba.ya da hiç bakamasam=P.
neyse ne işte.tevekkül,sabır,inanç.hepsi bu kadar ...
bu sabah yağmur var zonguldakta....
01:17 Posted In blog , yağmur Edit This 1 Comment »yağmur yağacağı dünden belliydi.bu kasvetli havanın verdiği sıkıntıdan mıdır ne bir türlü uyku tutmadı.aklımda yine onlarca gereksiz kelime bozuntusu bir sağa bir sola döndüm durdum.uykum gelsin diye koyun sayayım bari dedim.ilk üçe kadar herşey normaldi.ama dördüncü koyundan sonra birşeyler oldu.koyunlar üçer beşer atlamaya başladılar gökkuşağının üstünden.( nerden atladıklarının unuttuğum için gökkuşağından atlatayım dedim.)o kadar hızlı atlıyorlardı ki hızlarından başım döndü.midem bulandı.
sonra açtım gözlerimi.hadi kızım dedim ha gayret yapıcaksın bu işi.ben hiç koyun sayarak uyuyamadım.üstümde hep bunun ezikliğini yaşadım.koyun say iyi geliyo diyenlere,ama benim koyunlar üçer beşer atlıolar sayamıyorum ki diyemedim hiç.hakkımda iyi şeyler düşünmezler diye.tabi bu ihtimal şimdi de mevcut ama ;o zamandan bu zamana özgüven ve arsızlık duyularım gelişti galiba .
neyse lafı uzatmayalım kapadım gözümü.verdim koyunlarıma startı.bu sefer başaracaktım galiba koyunlar düzenli bi şekilde atlıyorlardı çok şükür.ama Allah kahretsin ki koyunları ritmik sayamadığım yıllar sonunda matematik öğrenmiştim.bir de yetmemiş matematik bölümüne gelmiştim.bu sefer dedim ki kendime-çok zekiyim matematik biliyorum ya güya-ne sayıcam kızım ya.bu koyunlar efendi efendi atlıyorlar.ben bunlardan bi dizi oluştururum.koyunlar sonsuza giderken de alırım limitlerini .ohh mis gibi hiç kafa yormana gerek yok.kaç koyun var öğrenirsin iki dakkada.mantığımın esiri oldum yaptım da .sora sinirle gözlerimi saate diktim.saat 04:00 dı.gün ağaracaktı nerdeyse ama ben bir koyun sürüsünü gökkuşağından atlatmayı becerememiştim
.kapadım gözlerimi bidaha.yapıcaktım işte yapıcaktım.haydi bismillah diyerek başladım.bir ,iki ,üç... Allah'ım bu sefer oldu derken bizimkiler gökkuşağının kaygan ,sürtünme katsayısı sıfır olan yüzeyine takılıp yere düşmeye başladılar.Allah kahretsindi .olmuyordu işte olmuyordu.bu kadar basit birşey bile dağ gibi büyümüştü gözümde.sonra dün nette gezerken ilanına rastladığım en iyi blog yarışmasında mansiyon ödülü kazandığımı hayal etmeye başladım=)tüm ana haber bültenlerinde flaş haber olarak geçiyordum.yüzümde hınzır bir gülümsemeyle beraber uyumuşum...
çok değil dört saat sonra gök gürültüsüyle uyandım.galiba yağmur yağacaktı.yaşasındı,oleydi.ben büyük bir fırtına kopacak diye beklerken sadece on dakka çiseledi.sonra;cılız bir güneş başgösterdi.ama rüzgar şiddetle yerini korumakta.gözlerim yine pencerede.ciğerci kedisi gibi boynum bükük bekliyorum.yağsa bi.sanki bende atacağım üstümdeki ,nedenini bilmediğim yükü.ama biliyorum işte yağıcak.benim gibi birsürü kişi pencereye koşacak sevinçle.aynı anda hepimiz pencerede,ortak hayallerimizle ,gökyüzünü seyre dalacağız.bazılarımızın yüzünü tatlı bi tebessüm,bazılarımızın yüzünü mutsuz bir ifade kaplayacak....
kestik!kestik!....
ne oldu ya şimdi?(galiba içimdeki ses beni uyarıyor)
-:kendine gel,yazı yine saptı amacından.öğleden sonrası kuşağına çevirme burayı.bi eylül de gel'i söylemediğin kaldı.
-yok o kadar da değil ama;insanız sonuçta.duygusal bi varlığım bende.ne kadar geyik falan yapsam da bi süre sonra dönüyorum özüme.
-başka biri ol şimdilik.bilgisayar başından kalkınca yaşa her ne halt yaşicaksan.
-tamama patron.galiba haklısın=)
ohh be gitti.konuşurken yazıyı nasıl sonlandıracağımı unuttum iyi mi.şimdi;bi düşünelim.ne vardı elimizde:koyun,gökkuşağı,yağmurrr...
evet evet yağmur...yağmaya başladı işte.saat 12.06.ben şimdi pencereye koşucam umrumda değil yazının sonu.beğenip beğenmemeniz.toprağın kokusunu içime çekip doya doya izlicem yağmuru binlerce insanla aynı pencereden bakıyormuşum gibi...
çok değil dört saat sonra gök gürültüsüyle uyandım.galiba yağmur yağacaktı.yaşasındı,oleydi.ben büyük bir fırtına kopacak diye beklerken sadece on dakka çiseledi.sonra;cılız bir güneş başgösterdi.ama rüzgar şiddetle yerini korumakta.gözlerim yine pencerede.ciğerci kedisi gibi boynum bükük bekliyorum.yağsa bi.sanki bende atacağım üstümdeki ,nedenini bilmediğim yükü.ama biliyorum işte yağıcak.benim gibi birsürü kişi pencereye koşacak sevinçle.aynı anda hepimiz pencerede,ortak hayallerimizle ,gökyüzünü seyre dalacağız.bazılarımızın yüzünü tatlı bi tebessüm,bazılarımızın yüzünü mutsuz bir ifade kaplayacak....
kestik!kestik!....
ne oldu ya şimdi?(galiba içimdeki ses beni uyarıyor)
-:kendine gel,yazı yine saptı amacından.öğleden sonrası kuşağına çevirme burayı.bi eylül de gel'i söylemediğin kaldı.
-yok o kadar da değil ama;insanız sonuçta.duygusal bi varlığım bende.ne kadar geyik falan yapsam da bi süre sonra dönüyorum özüme.
-başka biri ol şimdilik.bilgisayar başından kalkınca yaşa her ne halt yaşicaksan.
-tamama patron.galiba haklısın=)
ohh be gitti.konuşurken yazıyı nasıl sonlandıracağımı unuttum iyi mi.şimdi;bi düşünelim.ne vardı elimizde:koyun,gökkuşağı,yağmurrr...
evet evet yağmur...yağmaya başladı işte.saat 12.06.ben şimdi pencereye koşucam umrumda değil yazının sonu.beğenip beğenmemeniz.toprağın kokusunu içime çekip doya doya izlicem yağmuru binlerce insanla aynı pencereden bakıyormuşum gibi...
BİTKİLER DÜNYASINDAN PSİKOLOJİK ÇÖZÜMLEMELER
03:10 Posted In ayrık otu , blog , oğul şarkısı Edit This 0 Comments »bugünkü dersimiz biyoloji. sevgili çocuklar sizlere çok önemli bir bitki olan ayrık otundan bahsedeceğim. uzaktan bakılınca çok uslu kendi halinde gibi görünen lakin size yanaştığında bir daha ayrılmamak üzere hayatınıza kapağı atan dehşet-ül vahşet, sırnaşığın önde gideni ayrık otu....
Hayda... nerden çıktı bu ayrık otu da diyebilirsiniz. ama; sabredip de yazımı baştan sona okuma zahmetini gösterirseniz, bu, bitkiler aleminin arsız üyesi hakkında birtakım bilgilerle kendimizi donatmanın ne kadar yerinde bir karar olduğunu göreceksiniz.
30-100 cm boyunda, çok senelik, bitki dünyasının dominant karakterli şerefsizi, otsu bitkilerdir ayrık otları.toprak altinda çok fazla yayilmis olan ana kökleri bulunur. bilhassa kumlu topraklari severler. gövdeleri dik, tüysüz ve içleri boştur. içleri boş olmalarına rağmen çimenlerin arasına bir sızdılar mıydı bahçenizi ele geçirirler. sarmaşığın ağaca musallat olması gibi. rivayete göre; 7(yedi) yıl bir kayanın üzerinde mahsur kaldıktan sonra toprağa kavuştuğu anda :"az kalsın kuruyoduk iyi mi?" diyebilen arsız bir bitkidir kendisi. başta herşey çok masumdur. o sadece bir bitkidir. ama o sonra bir bela olur ki başa mümkünü yok kurtulamazsınız. kökünden, etkili bir temizlik yapmak gerekir kurtulmak için. keserim, biçerim, ben bu işin üstesinden gelirim dersen yavaş yavaş ele geçirirler bünyeyi. sen kurtulamaya çalıştıkça onlar haçlı ordusu gibi akınları sıklaştırırlar. artık; aklın başına gelmiştir. kökten halletmen gerekmektedir meseleyi, çoğumuzun hayatımızda yapmaya cesaret edemediği gibi ....
30-100 cm boyunda, çok senelik, bitki dünyasının dominant karakterli şerefsizi, otsu bitkilerdir ayrık otları.toprak altinda çok fazla yayilmis olan ana kökleri bulunur. bilhassa kumlu topraklari severler. gövdeleri dik, tüysüz ve içleri boştur. içleri boş olmalarına rağmen çimenlerin arasına bir sızdılar mıydı bahçenizi ele geçirirler. sarmaşığın ağaca musallat olması gibi. rivayete göre; 7(yedi) yıl bir kayanın üzerinde mahsur kaldıktan sonra toprağa kavuştuğu anda :"az kalsın kuruyoduk iyi mi?" diyebilen arsız bir bitkidir kendisi. başta herşey çok masumdur. o sadece bir bitkidir. ama o sonra bir bela olur ki başa mümkünü yok kurtulamazsınız. kökünden, etkili bir temizlik yapmak gerekir kurtulmak için. keserim, biçerim, ben bu işin üstesinden gelirim dersen yavaş yavaş ele geçirirler bünyeyi. sen kurtulamaya çalıştıkça onlar haçlı ordusu gibi akınları sıklaştırırlar. artık; aklın başına gelmiştir. kökten halletmen gerekmektedir meseleyi, çoğumuzun hayatımızda yapmaya cesaret edemediği gibi ....
yeni yol ayrımları bekliyor beni. birinden birini seçmek zorundayım. fazla lüksüm yok bu konuda. konuşmak fayda etmiyor artık. birilerinin oyununda muhtelif zamanlarda görev almak istemiyorm. çünkü; çok yorulmuşum. ben bu kadar halsizken onlar nasıl da eski formlarını ustalıkla koruyabiliyorlar. ağızlarından çıkacak her kelime ustalıkla önceden yazılmış, diyaloglar kurgulanmış sanki. halbuki saklandığınız yerden çıkmanızı hiç istemiyordum. orda kalsaydınız keşke. eksikliğinizi hiç hissetmedim. olumsuz şeyler sizle beraber terketti sanki beni. şimdi; ben sizin özleminizle yanıp tutuşurmuşum gibi ağzınızdan zorla dökülen cafcaflı laflar da neyin nesi? sizden önce yalnız değildim ki ben sizinle beraber doldurayım boşlukları. hayatımı pek ala maximum keyifle sürdürebiliyorum. dojazı yüksek, etkisi kısa, tahribati fevkalade anlar yaşamışım. sonra sil baştan yeniden kendim olmaya çalışmışım, başarmışım da. siz yokken pek ala yapmışım bunları. şimdi; peki neden aptallık edip de mahvedeyim sahip olduğum bunca güzel şeyi? kimsenin mutsuzluğuna, umutsuzluğuna ortak olmak istemiyorum. eğer, güzel şeylerden nasibinizi almanıza sebep olamadıysam, hatırlamak bile istemiyorum o günleri. kötü olan hiçbir duygu barınamıyor bende. emanetlerinizin hepsini iade ettim sizlere. bana hiçbişey katamadınız. bir ara iyi şeyler görüp sizde sevindim. tabii; yine kendi ellerinizle mahvettiniz herşeyi. bu sefer duvarları çok sıkı örüyorum ama; sesinizi duymamak için. temizledim bahçemdeki ayrık otlarını kökünü kurutuncaya dek. sinsice hayatıma sokulma çabalarınız farkındayım. herşeyin farkındayım artık. benim için gerçekten doğru olan şeylerin de. hepsinin farkına bahçemi temizledikten sonra vardım...
Kurumuş kuyunun suyu
İncirin sütü çoktan çekilmiş
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları dikenler bürümüş
Bardaktaki su, denizde kum kadar umarsızdım
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları dikenler bürüdü
Anne, ben geldim
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne, ben geldim
Ben, oğlun, hayırsızın…
İncirin sütü çoktan çekilmiş
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları dikenler bürümüş
Bardaktaki su, denizde kum kadar umarsızdım
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları dikenler bürüdü
Anne, ben geldim
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne, ben geldim
Ben, oğlun, hayırsızın…
bayan çok bilmiş geri döndü ....
06:16 Posted In blog , iadeli taahhüt Edit This 0 Comments »
yenilenmiş arkaplanımın vermiş olduğu saadet ve heyecan ile aldım kalemi elime pardon yani geçtim bilgisayarımın başına=))
aman da aman ne kadar özlemişim yazmayı. hem blogum da çok cici oldu bakmaya kıyamıyorum. sevgili glommysunday sağolsun. zat-ı şahanelerinin bu işte çok katkısı var. yoksa ne kadar arasam da gönlüme göre bir arka plan bulamazdım.
yazmayalı baya zaman olmuş. içimden gelmedi galiba yazmak. ya da araya başka telaşlar girdi. kocaman iki ay geçmiş yazmayalı. benim için kocaman çünkü; o ufacık gibi görünen zamanda çok yer değiştirmemişim insanlarla fazla haşır neşir olmamışım belki ama değişmişim ben. heyecanlarım değişmiş, telaşlarım, sevinçlerim... en önemlisi de değerlerim değişmiş...
beni çok heycanlandıran yüreğimi ağzıma getiren olaylar artık bana yabancı sanki. sanki ben yaşamamışım tüm olanları dışardan bir izleyiciymişim. bir filmi izledikten sora ne kadar tesir edebilirse insana bana tesiri de aynı derece de artık. hani buna sevinsem mi üzülsem mi onu da bilemiyorum ya. hissizleşiyor muyum yoksa olgunlaşıyor muyum? belki de soğuyorum artık. tüm yaşananlar artık bana bişey hissettirmeyecek kadar anlamsız, konuşmalar, tavırlar aptalca geliyor. ben de kendimi çekmekte buluyorum kurtuluşu. sessiz, sakin bir şekilde olayları izlemek istiyorum bir köşede. belki izlemek bile istemiyorum ya ayıp olmasın diye. bir kere bu işin içine girdim diye. korktu da kaçtı desinler istemiyorum. ne kadar soğuduğumun farkına varamayacaklar belki. kızgın ya da kırgın olduğumu sanacaklar. belki de ne kadar kindar diyecekler. ama ne kırgınım ne kızgın hele hele kindar hiç değilim. ama bazı şeylerin değişeceğine inancımı kaybettim artık. herşeyi olduğu gibi görmemin zamanının geldiğini anladım. anladığım zamandan beri de gördüğüm hiçbirşey tat vermez oldu bana. kabuğumu kırmam doğruydu belki ama duvarlarımı yıkmamalıydım. ama taşlar bir bir yerine oturuyor artık. nafile uğraşları iadeli taahhütle dünyanın en ücra köşesine postaladım...
aman da aman ne kadar özlemişim yazmayı. hem blogum da çok cici oldu bakmaya kıyamıyorum. sevgili glommysunday sağolsun. zat-ı şahanelerinin bu işte çok katkısı var. yoksa ne kadar arasam da gönlüme göre bir arka plan bulamazdım.
yazmayalı baya zaman olmuş. içimden gelmedi galiba yazmak. ya da araya başka telaşlar girdi. kocaman iki ay geçmiş yazmayalı. benim için kocaman çünkü; o ufacık gibi görünen zamanda çok yer değiştirmemişim insanlarla fazla haşır neşir olmamışım belki ama değişmişim ben. heyecanlarım değişmiş, telaşlarım, sevinçlerim... en önemlisi de değerlerim değişmiş...
beni çok heycanlandıran yüreğimi ağzıma getiren olaylar artık bana yabancı sanki. sanki ben yaşamamışım tüm olanları dışardan bir izleyiciymişim. bir filmi izledikten sora ne kadar tesir edebilirse insana bana tesiri de aynı derece de artık. hani buna sevinsem mi üzülsem mi onu da bilemiyorum ya. hissizleşiyor muyum yoksa olgunlaşıyor muyum? belki de soğuyorum artık. tüm yaşananlar artık bana bişey hissettirmeyecek kadar anlamsız, konuşmalar, tavırlar aptalca geliyor. ben de kendimi çekmekte buluyorum kurtuluşu. sessiz, sakin bir şekilde olayları izlemek istiyorum bir köşede. belki izlemek bile istemiyorum ya ayıp olmasın diye. bir kere bu işin içine girdim diye. korktu da kaçtı desinler istemiyorum. ne kadar soğuduğumun farkına varamayacaklar belki. kızgın ya da kırgın olduğumu sanacaklar. belki de ne kadar kindar diyecekler. ama ne kırgınım ne kızgın hele hele kindar hiç değilim. ama bazı şeylerin değişeceğine inancımı kaybettim artık. herşeyi olduğu gibi görmemin zamanının geldiğini anladım. anladığım zamandan beri de gördüğüm hiçbirşey tat vermez oldu bana. kabuğumu kırmam doğruydu belki ama duvarlarımı yıkmamalıydım. ama taşlar bir bir yerine oturuyor artık. nafile uğraşları iadeli taahhütle dünyanın en ücra köşesine postaladım...
ve şimdi... kendime yepyeni, sıfır kilometre 2008 model hayaller, sevinçler, heyecanlar satın aldım. günlerimi onları yaşamak için harcıyorum artık. kendimi şımartıyorum. biraz ukala biraz çok bilmişim belki, ama herşeye gülümseyerek bakabildiğim, patavatsız yanımı sevdiğim için seviyorum bee kendimi...
Fonda vivaldi dört mevsim var şimdi. bu hazzı yaşayabildiğim için seviyorum hayatı. farkında olmayı seviyorum.... ne olursa olsun umudumu hiç kaybetmemeyi öğrettiğin için seni benden daha çok seviyorum benim tek kahramanım =))
10:45 Posted In beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın , blog , münir nurettin selçuk Edit This 0 Comments »
beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın
denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın
öylesine yıktınki bütün inançlarımı
beni sensiz bıraktın,beni bensiz bıraktın....
Şiiri Ümit Yaşar Oğuzcan yazmış.Bestekar Münir nurettin Selçuk.Timur Selçuk da içtenlikle seslendirmiş şarkıyı.insanı aşka aşık ettiren bir şarkı.heralde böylesine bir aşk da sadece şarkılarda koruyabilir varlığını.bıu sözlere muhattap olan kadın ne kadar şanslı olduğunu bilebilseydi terkedip gider miydi acaba şairi?o kadın bu aşktan hiç haberdar olmuşmudur ki?
diyelim ki haberi yoktu kadının bu sevdadan.şair hiç söyleyemedi.aşkını böyle yaşamayı tercih etti.görmedikçe yüzünü,duymadıkça içini ısıtan sesini daha da büyüdü sevdası kim bilir?
acı çektikçe daha da sevdi,sevdikçe daha da acıdı içi ama hiç vazgeçmedi.mazoşiştti belki de adam.acı çekmeyi kendine kutsal bir görev bilmişti.kızıyordu kadına,küfürler ediyordu içinden ama yine de onu çok seviyordu.aşkı uçlarda yaşıyordu.depresif dünyasında mazoşist eğilimleriyle taçlandırdığı aşk ulaşılmaz oluyordu gün be gün ve daha da tutkulu seviyordu...
hepimiz biraz böyle değil miydik zaten?bizi hiç sevmeyen,sevme ihtimali bile olmayan hayali kahramanların peşinden koşmadık mı bazı zamanlar.hiçbişeyi görmedi gözümüz.dünya toz duman oldu.ben olarak kalmayı reddedip biz olmak istedik.ayaklarımız yerden kesildi.sıradan sabahlar anlamını buldu.yüzümüze anlamsız kocaman bir gülümseme peydah oldu.şairin mısralarındaki kelimeler kifayetsiz kalmaktan yorulup,bize koştu.hayatı çilekli pasta tadında yaşamak istedik kısacık da olsa.biliyorduk ya ağzımızda acı bir tat kalacağını... olsundu... sınırlı bir mutluluk,sonsuz mutsuzluktan ağır basıyordu ...
hiçbir karşılık beklemiyorduk aslında.biz aşka aşıktık.çok yüceydi bizim için elde edilmezdi.elini tutmaktan,yüzünü görmekten,sesini duymaktan daha öte bişeydi.üzüldüğünde üzülüp,sevindiğin de sevinebilmekti.gün gelip birini çok sevdiğini söylediğinde bize, çekip gitmeyi bilmekti arkamıza bakmadan....yoksa olduğumuz yerde kalakalırdık....
Belki de kendimizi aramıştık hep.onlarca kalabalığın içinde hep yalnızdık.içimizdeki boşluk kara delik gibi büyümekteydi.birgün kendimizi bulduğumuz sandık.biz bize yakın olmak istedik O'na değil.
O güzel sözleri kendimize söyledik.şarkıları kendimize adadık.canımız azıcık şımartılmak istemişti sadece,bi başkasını şımartmadık...ve birgün kaybettik kendimizi.aslında içimzden ettiğimiz tüm küfürler benliğimizeydi...rahat bi nefes almıştık onca yolculuk sonunda derken hayat bize nanik yapmıştı yine..
gözlerimiz heryerde kaybettiğimiz yanımızı arıyordu çaresiz.gördüğümüz herşey ona benziyordu sanki.ama nafileydi bu arayışlar,uğraşlar.. ne kadar inanmak istemesek de giden dönmemek üzere terketmişti bizi...
Halbuki yüzümüzdeki tebessüm ondan emanetti bize.ama iyiki almıştı emanetini bizden.gidince hıyanetin en büyüğünü yapıcaktık yoksa.o olmayınca nasıl gülerdik.bundandır ya gecenin esiri olmayı yeğledik,üzüntümüzü örtsün diye...

