TÜRKİYE'DEN CANDY GEÇTİ=))

11:14 Posted In , Edit This 1 Comment »

yazmaya bir başladım pir başladım. kendimi alamıyorum sanki. her ne kadar kayda değer şeyler yazamasam da -aman hiç de umrumda değil- bir tür terapi oldu sanki bu benim için. gün içinde kendi kafamdan kurduklarımın ya da yıllardır kafamda dolanan saçma sapan, gereksiz, manasız, kimseye faydası olmayan düşüncelerime reset attığım bir yer oluyor yavaş yavaş bu blog benim için. içinde bulunduğumuz mevsimin etkisiyle de daha da bir kendime yönelmek ihtiyacı hissediyorum sanki. rüzgarın sesi, sarımtrak yapraklar, yağmur...


kasım ayında doğmandan mıdır ne çok seviyorum sonbaharı. güzel, sessiz, sakin ve asil mevsim sonbahar... iyi ki geldin...


fazlaca ılıman bir girişin ardından yavaş yavaş sadede gelmek istiyorum. bugünlerde geçmişe çocukluğuma yönelmiş durumdayım. şimdi benim için çokk önemli bir çizgi filmin türkiyedeki kızlarımızın üzerinde silinmez bir etki bıraktığını gözler önüne sereceğim=P


kahramınımız şeker kız candy'dir. hanımefendinin hayat hikayesini anlatmayacağım burda. herkesçe malumdur zaten pembe dizi kıvamındaki hayat hikayesi. ben bizde bıraktığı derin izlerden dem vuracağım. candy bir yetimhanede büyümüş olmasına, ağaç tepelerinden inmeyen, erkek fatma kılıklı bir kız olmasına rağmen -sanmayın ki ben candyi sevmiyorum, hastasıydım- bir çocuğun yaşaması gerekenden fazlacana bir aşk hayatına sahipti. biz daha mahallede top koşturup, akşam saat 9 da yatağımıza girerken candy antonynin aşkıyla yanıp tutuşuyordu. antony bir prensti hem de. bizim dertlerimiz yarınki ödevi yetiştirmek, okul piknikleri için anneden babadan izin koparmak ya da fen liseleri sınavı gibi şeylerken candy almış başını yürümüştü. bir yandan antonysiyle toz pembe bir dünyada yaşıyor bir yandan da elisa ve kötüler kötüsü kardeşiyle uğraşıyordu. hatta bir rivayete göre bir şarkı bile yapılmıştır bu aşk üzerine. şöyle ki:

şeker kız kendi

antoniyle evlendi

bunu duyan ilayza

sinirinden geberdi

gel zaman git zaman derken bu saadet çok uzun sürmedi tabi antony sizlere ömür. biz tv karşısında bir yandan salya sümük: " olmaz olamaz antony ölemez hem çok iyi hem de çok yakışıklı" derken bir yandan da annelerimiz kızarmış ekmek ve sütümüzü ağzımıza tıkamaya çalışıyorlardı. ama bilmiyorlardı ki ne kadar üzgündük. çevremizde antony gibi birisi yoktu ki hiç. ne onun kadar yakışıklısı vardı ne de onun kadar kibarı. o bizim sahip olduğumuz nadir güzel şeylerdendi. ama o da terketmişti bizi. yeri dolmayacaktı. başkasını sevemeyecektik bir daha. hele candy o kimseyi sevemeyecekti (böyle sanıyorduk ilk başlar ta ki terry i tanıyıncaya kadar)


efenim sora terry girdi dünyamıza. serserinin önde gideniydi. ama bir o kadar da karizmatikti. yahu ne oluyordu bize. o yaşta karizma falan Allah candy nin müstehakını versindi. hep bunları aklımıza o sokmuştu.

terry hayatımızda dönüm noktası olmuştu adeta. karizma çocuk kavramı teryy ile girmişti lugatımıza. o antony gibi bebek suratlı, sarı saçlı, renkli gözlü parlak bir delikanlı, bir salon erkeği değildi. adab-ı muaşeretten bihaberdi. londra gecelerinin müdavimiydi. elinde hiç söndürmediği sigarasıyla okuldan kaçıp içki içerdi. bence ona -her ne kadar sevmesemde- türk erkeği niteliklerini taşıdığı için rakı giderdi. ammavelakin o şarabı severdi. bunların üstüne bir de kumar oynardı terry. sonra gelir o rahibe yuvasını şöyle bir dağıtır hayatının kadını candy ile bakışırdı. üstünü başını kirletmeden adam dövüşü vardı ki bir de. ahh ahh işte o an benim bittiğim andı. işte tüm bu özellikleriyle bence terry yakışıklı erkek tanımını karşılamıyordu. lakin yürüyüşü, yandan yandan çapkın gülüşü, osmanlı erkeği edasıyla ata binişi hepsi terrye has niteliklerdi. maçoydu, sertti, serseriydi, enteldi, çapkındı. o bir ki üç dörttttttttttttt terry grandchestr dı.

o umursamaz tavırlarının ardında pamuk helva gibi bir kalbi vardı aslında terry'nin. anne ve babası ayrı olduğundan böyleydi. Allahım sen günah yazma ama o günden beri ayrılıklarında olumlu yönleri olduğunu düşünüyorum çocuklar için. işte çocuk ayrılıklarla, acılarla, sorunlarla yoğrulmuş ve ortaya karizmanın babası terry çıkmıştı. o böyle hafiften piskopat olmasa, biz nasıl yüreğimiz ağzımızda izleyecektik antonysiz bölümleri. nasıl prıme tıme da şeker kız candy birincilik tahtına oturacaktı. candy türkiyedeki ideal erkek kavramını da değiştirmişti artık. hafif serseri, az biraz çapkın, kenarından köşesinden piskopat. gerekirse kadınını dövecek, namusunu iç ve dış mihraklardan korumak için için kaba kuvvet unsurlarını ustalıkla kullanabilecek. türkiyede bir devir kapanıyordu artık terryin hayatımıza girişiyle. kızlar için aşk=bkz sorunlu erkek oluyordu. bundan sonra evlilik terapistlerine, sorunlu çiftlere, sevgiliden dayak yiyen hatun kişilere sık sık rastlayacaktık...

neyse lafı fazla uzatmayalım candy ve terry dolu dizgin, bizim yüreğimizi hop hop hoplatan bir aşk yaşadılar. bir barışıp bir ayrıldılar. ama manyaklık derecesinde aşıktılar. ne var ki analar tahtını yapıyordu da bahtını yapamıyordu işte. gerçi; candy de çok iyiydi. onun bu saflığı karşısında kader bile çaresiz kalıyordu. ehli namus kızımız acı çekmeye meyilli, sonu olmayan aşkları yaşamaya hüküm giymiş gibiydi sanki. terrynin ardından bir süre "seni ben ellerin olsun diye mi sevdim" şarkısını söyledi.

gitti hemşirelik yaptı. ikinci dünya savaşında yaralılara bir nefes oldu. acısını böyle hafifletmek istedi. kendini işe güce verdi.

yavaş yavaş sona gelirsek. rivayet edildiğine göre candy pony tepesinde gördüğü antony sandığı ilk aşkıyla evlendi. hemşireliği bırakıp evinin kadını çocuklarının anası oldu. kocasına risottolar, supangleler pişirdi. biz de kalbimizde her daim saygı ve sevgiyle andık şeker kız candyi...

önemli not:aldığım son haberlere göre candy de yay burcu kadınıymış =))

1 yorum:

Adsız dedi ki...

vatdasşiva
vatdasşiva
vatdasşiva da kendi