02:14 Edit This 0 Comments »
mor salkımlı sokakta ellerimi tut
ilgilen yine blogumla,editlemeyi her daim aklında tut
ne çok emeğin varmış,sen yokken anladım
bu sonbahar yağmurunda oturup sinirimden ağladım...
sinirden dört dönmüş gözlerim yine bilgisayarda
gel de gör gününü diyorum ahh bi dönsen sen bana şu anda
bağlantılarına klasik müzik eklemek istedim blogumun
şimdi sinirden çarpıntı nöbetlerinde tüm vücudum
Ve ben hala mor salkımlı o sokakta bıraktığın yerdeyim...
bu sabah yağmur var zonguldakta....
01:17 Posted In blog , yağmur Edit This 1 Comment »çok değil dört saat sonra gök gürültüsüyle uyandım.galiba yağmur yağacaktı.yaşasındı,oleydi.ben büyük bir fırtına kopacak diye beklerken sadece on dakka çiseledi.sonra;cılız bir güneş başgösterdi.ama rüzgar şiddetle yerini korumakta.gözlerim yine pencerede.ciğerci kedisi gibi boynum bükük bekliyorum.yağsa bi.sanki bende atacağım üstümdeki ,nedenini bilmediğim yükü.ama biliyorum işte yağıcak.benim gibi birsürü kişi pencereye koşacak sevinçle.aynı anda hepimiz pencerede,ortak hayallerimizle ,gökyüzünü seyre dalacağız.bazılarımızın yüzünü tatlı bi tebessüm,bazılarımızın yüzünü mutsuz bir ifade kaplayacak....
kestik!kestik!....
ne oldu ya şimdi?(galiba içimdeki ses beni uyarıyor)
-:kendine gel,yazı yine saptı amacından.öğleden sonrası kuşağına çevirme burayı.bi eylül de gel'i söylemediğin kaldı.
-yok o kadar da değil ama;insanız sonuçta.duygusal bi varlığım bende.ne kadar geyik falan yapsam da bi süre sonra dönüyorum özüme.
-başka biri ol şimdilik.bilgisayar başından kalkınca yaşa her ne halt yaşicaksan.
-tamama patron.galiba haklısın=)
ohh be gitti.konuşurken yazıyı nasıl sonlandıracağımı unuttum iyi mi.şimdi;bi düşünelim.ne vardı elimizde:koyun,gökkuşağı,yağmurrr...
evet evet yağmur...yağmaya başladı işte.saat 12.06.ben şimdi pencereye koşucam umrumda değil yazının sonu.beğenip beğenmemeniz.toprağın kokusunu içime çekip doya doya izlicem yağmuru binlerce insanla aynı pencereden bakıyormuşum gibi...
BİTKİLER DÜNYASINDAN PSİKOLOJİK ÇÖZÜMLEMELER
03:10 Posted In ayrık otu , blog , oğul şarkısı Edit This 0 Comments »30-100 cm boyunda, çok senelik, bitki dünyasının dominant karakterli şerefsizi, otsu bitkilerdir ayrık otları.toprak altinda çok fazla yayilmis olan ana kökleri bulunur. bilhassa kumlu topraklari severler. gövdeleri dik, tüysüz ve içleri boştur. içleri boş olmalarına rağmen çimenlerin arasına bir sızdılar mıydı bahçenizi ele geçirirler. sarmaşığın ağaca musallat olması gibi. rivayete göre; 7(yedi) yıl bir kayanın üzerinde mahsur kaldıktan sonra toprağa kavuştuğu anda :"az kalsın kuruyoduk iyi mi?" diyebilen arsız bir bitkidir kendisi. başta herşey çok masumdur. o sadece bir bitkidir. ama o sonra bir bela olur ki başa mümkünü yok kurtulamazsınız. kökünden, etkili bir temizlik yapmak gerekir kurtulmak için. keserim, biçerim, ben bu işin üstesinden gelirim dersen yavaş yavaş ele geçirirler bünyeyi. sen kurtulamaya çalıştıkça onlar haçlı ordusu gibi akınları sıklaştırırlar. artık; aklın başına gelmiştir. kökten halletmen gerekmektedir meseleyi, çoğumuzun hayatımızda yapmaya cesaret edemediği gibi ....
yeni yol ayrımları bekliyor beni. birinden birini seçmek zorundayım. fazla lüksüm yok bu konuda. konuşmak fayda etmiyor artık. birilerinin oyununda muhtelif zamanlarda görev almak istemiyorm. çünkü; çok yorulmuşum. ben bu kadar halsizken onlar nasıl da eski formlarını ustalıkla koruyabiliyorlar. ağızlarından çıkacak her kelime ustalıkla önceden yazılmış, diyaloglar kurgulanmış sanki. halbuki saklandığınız yerden çıkmanızı hiç istemiyordum. orda kalsaydınız keşke. eksikliğinizi hiç hissetmedim. olumsuz şeyler sizle beraber terketti sanki beni. şimdi; ben sizin özleminizle yanıp tutuşurmuşum gibi ağzınızdan zorla dökülen cafcaflı laflar da neyin nesi? sizden önce yalnız değildim ki ben sizinle beraber doldurayım boşlukları. hayatımı pek ala maximum keyifle sürdürebiliyorum. dojazı yüksek, etkisi kısa, tahribati fevkalade anlar yaşamışım. sonra sil baştan yeniden kendim olmaya çalışmışım, başarmışım da. siz yokken pek ala yapmışım bunları. şimdi; peki neden aptallık edip de mahvedeyim sahip olduğum bunca güzel şeyi? kimsenin mutsuzluğuna, umutsuzluğuna ortak olmak istemiyorum. eğer, güzel şeylerden nasibinizi almanıza sebep olamadıysam, hatırlamak bile istemiyorum o günleri. kötü olan hiçbir duygu barınamıyor bende. emanetlerinizin hepsini iade ettim sizlere. bana hiçbişey katamadınız. bir ara iyi şeyler görüp sizde sevindim. tabii; yine kendi ellerinizle mahvettiniz herşeyi. bu sefer duvarları çok sıkı örüyorum ama; sesinizi duymamak için. temizledim bahçemdeki ayrık otlarını kökünü kurutuncaya dek. sinsice hayatıma sokulma çabalarınız farkındayım. herşeyin farkındayım artık. benim için gerçekten doğru olan şeylerin de. hepsinin farkına bahçemi temizledikten sonra vardım...
İncirin sütü çoktan çekilmiş
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları dikenler bürümüş
Bardaktaki su, denizde kum kadar umarsızdım
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları dikenler bürüdü
Anne, ben geldim
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne, ben geldim
Ben, oğlun, hayırsızın…
TÜRKİYE'DEN CANDY GEÇTİ=))
11:14 Posted In şeker kız candy , terry grandchaster.blog Edit This 1 Comment »yazmaya bir başladım pir başladım. kendimi alamıyorum sanki. her ne kadar kayda değer şeyler yazamasam da -aman hiç de umrumda değil- bir tür terapi oldu sanki bu benim için. gün içinde kendi kafamdan kurduklarımın ya da yıllardır kafamda dolanan saçma sapan, gereksiz, manasız, kimseye faydası olmayan düşüncelerime reset attığım bir yer oluyor yavaş yavaş bu blog benim için. içinde bulunduğumuz mevsimin etkisiyle de daha da bir kendime yönelmek ihtiyacı hissediyorum sanki. rüzgarın sesi, sarımtrak yapraklar, yağmur...
kasım ayında doğmandan mıdır ne çok seviyorum sonbaharı. güzel, sessiz, sakin ve asil mevsim sonbahar... iyi ki geldin...
fazlaca ılıman bir girişin ardından yavaş yavaş sadede gelmek istiyorum. bugünlerde geçmişe çocukluğuma yönelmiş durumdayım. şimdi benim için çokk önemli bir çizgi filmin türkiyedeki kızlarımızın üzerinde silinmez bir etki bıraktığını gözler önüne sereceğim=P
kahramınımız şeker kız candy'dir. hanımefendinin hayat hikayesini anlatmayacağım burda. herkesçe malumdur zaten pembe dizi kıvamındaki hayat hikayesi. ben bizde bıraktığı derin izlerden dem vuracağım. candy bir yetimhanede büyümüş olmasına, ağaç tepelerinden inmeyen, erkek fatma kılıklı bir kız olmasına rağmen -sanmayın ki ben candyi sevmiyorum, hastasıydım- bir çocuğun yaşaması gerekenden fazlacana bir aşk hayatına sahipti. biz daha mahallede top koşturup, akşam saat 9 da yatağımıza girerken candy antonynin aşkıyla yanıp tutuşuyordu. antony bir prensti hem de. bizim dertlerimiz yarınki ödevi yetiştirmek, okul piknikleri için anneden babadan izin koparmak ya da fen liseleri sınavı gibi şeylerken candy almış başını yürümüştü. bir yandan antonysiyle toz pembe bir dünyada yaşıyor bir yandan da elisa ve kötüler kötüsü kardeşiyle uğraşıyordu. hatta bir rivayete göre bir şarkı bile yapılmıştır bu aşk üzerine. şöyle ki:
şeker kız kendi
antoniyle evlendi
bunu duyan ilayza
sinirinden geberdi
gel zaman git zaman derken bu saadet çok uzun sürmedi tabi antony sizlere ömür. biz tv karşısında bir yandan salya sümük: " olmaz olamaz antony ölemez hem çok iyi hem de çok yakışıklı" derken bir yandan da annelerimiz kızarmış ekmek ve sütümüzü ağzımıza tıkamaya çalışıyorlardı. ama bilmiyorlardı ki ne kadar üzgündük. çevremizde antony gibi birisi yoktu ki hiç. ne onun kadar yakışıklısı vardı ne de onun kadar kibarı. o bizim sahip olduğumuz nadir güzel şeylerdendi. ama o da terketmişti bizi. yeri dolmayacaktı. başkasını sevemeyecektik bir daha. hele candy o kimseyi sevemeyecekti (böyle sanıyorduk ilk başlar ta ki terry i tanıyıncaya kadar)
efenim sora terry girdi dünyamıza. serserinin önde gideniydi. ama bir o kadar da karizmatikti. yahu ne oluyordu bize. o yaşta karizma falan Allah candy nin müstehakını versindi. hep bunları aklımıza o sokmuştu.
terry hayatımızda dönüm noktası olmuştu adeta. karizma çocuk kavramı teryy ile girmişti lugatımıza. o antony gibi bebek suratlı, sarı saçlı, renkli gözlü parlak bir delikanlı, bir salon erkeği değildi. adab-ı muaşeretten bihaberdi. londra gecelerinin müdavimiydi. elinde hiç söndürmediği sigarasıyla okuldan kaçıp içki içerdi. bence ona -her ne kadar sevmesemde- türk erkeği niteliklerini taşıdığı için rakı giderdi. ammavelakin o şarabı severdi. bunların üstüne bir de kumar oynardı terry. sonra gelir o rahibe yuvasını şöyle bir dağıtır hayatının kadını candy ile bakışırdı. üstünü başını kirletmeden adam dövüşü vardı ki bir de. ahh ahh işte o an benim bittiğim andı. işte tüm bu özellikleriyle bence terry yakışıklı erkek tanımını karşılamıyordu. lakin yürüyüşü, yandan yandan çapkın gülüşü, osmanlı erkeği edasıyla ata binişi hepsi terrye has niteliklerdi. maçoydu, sertti, serseriydi, enteldi, çapkındı. o bir ki üç dörttttttttttttt terry grandchestr dı.
o umursamaz tavırlarının ardında pamuk helva gibi bir kalbi vardı aslında terry'nin. anne ve babası ayrı olduğundan böyleydi. Allahım sen günah yazma ama o günden beri ayrılıklarında olumlu yönleri olduğunu düşünüyorum çocuklar için. işte çocuk ayrılıklarla, acılarla, sorunlarla yoğrulmuş ve ortaya karizmanın babası terry çıkmıştı. o böyle hafiften piskopat olmasa, biz nasıl yüreğimiz ağzımızda izleyecektik antonysiz bölümleri. nasıl prıme tıme da şeker kız candy birincilik tahtına oturacaktı. candy türkiyedeki ideal erkek kavramını da değiştirmişti artık. hafif serseri, az biraz çapkın, kenarından köşesinden piskopat. gerekirse kadınını dövecek, namusunu iç ve dış mihraklardan korumak için için kaba kuvvet unsurlarını ustalıkla kullanabilecek. türkiyede bir devir kapanıyordu artık terryin hayatımıza girişiyle. kızlar için aşk=bkz sorunlu erkek oluyordu. bundan sonra evlilik terapistlerine, sorunlu çiftlere, sevgiliden dayak yiyen hatun kişilere sık sık rastlayacaktık...
neyse lafı fazla uzatmayalım candy ve terry dolu dizgin, bizim yüreğimizi hop hop hoplatan bir aşk yaşadılar. bir barışıp bir ayrıldılar. ama manyaklık derecesinde aşıktılar. ne var ki analar tahtını yapıyordu da bahtını yapamıyordu işte. gerçi; candy de çok iyiydi. onun bu saflığı karşısında kader bile çaresiz kalıyordu. ehli namus kızımız acı çekmeye meyilli, sonu olmayan aşkları yaşamaya hüküm giymiş gibiydi sanki. terrynin ardından bir süre "seni ben ellerin olsun diye mi sevdim" şarkısını söyledi.
gitti hemşirelik yaptı. ikinci dünya savaşında yaralılara bir nefes oldu. acısını böyle hafifletmek istedi. kendini işe güce verdi.
yavaş yavaş sona gelirsek. rivayet edildiğine göre candy pony tepesinde gördüğü antony sandığı ilk aşkıyla evlendi. hemşireliği bırakıp evinin kadını çocuklarının anası oldu. kocasına risottolar, supangleler pişirdi. biz de kalbimizde her daim saygı ve sevgiyle andık şeker kız candyi...
önemli not:aldığım son haberlere göre candy de yay burcu kadınıymış =))
HARİKA 90's
04:51 Posted In fatih erdemci , savage garden , sibel gürsoy Edit This 2 Comments »ülkemizde 90 lı yıllarda patlama yapan pop müziği o yıllardaki kalitesini yakalayamadı hala. 90 larda ortaya çıkan ve bir daha izine rastlayamadımız seslerin şarkıları hala kulaklarımda. fatih erdemci vardı mesela; suçum değil'i ilk duyduğumdaki hazzı hala alabiliyorum. sonra sibel gürsoy; sen aşık değilsin. hem çok hoş bir bayandı hem de sesi bir o kadar güzeldi. müzikte farklı bir duruşu olduğu her halinden belliydi. caz eğitimi almıştı aslında kendileri ama farklı biriydi işte soundundan bellliydi...
gelelim yabancı müziğe... en sevdiğim en beğendiğim grup no doubt. unutlur mu hiç dont speak. r.e.m, gina g ve ti amo.. o ne şarkıydı aman Allahım. gönüllere taht kurmuş bir dönem romantizmin sembolü şarkı olmuştu. türkçesi seni seviyorum. pınar aylin de bu şarkıyı ay ışığı adı altında çevirerek mahvetmişti.
to the moon and back size ne hatırlatır? benim hafızama to the moon and back=remix diye kazınmıştır bu parça. o dönemler mahalle aralarında saklambaç oynayan bir ufaklık olarak darren hayes'ın yakışıklılığı ve karizmasının farkında değildim henüz. bir de grubun isminin -savage garden- manasını çözme çabasındaydım. garden bahçeydi de savage da neyin nesiydi yahu=) sonradan öğrendim ki (bu sonraki zaman google amcayla tanışmama denk gelir) bu ad cennet bahçesi manasına geliyormuş. fuzuli bilgi için bakınız sozluk sourtımes tan aşırdığım bir kuble=
anne rice kitaplarinda 'savage garden' dunya duzeni ve doga icin kullanilir. estetik degerlerin zayifligina, yasami surdurmek icin verilen savasta her yolun mubah olmasina dem vurulur.. bir ceylanin guzel olmasinin, onun acliktan olmeyecegi yada cirkin bir hayvana yem olmayacagi anlamina gelmedigin ifade eder.
neyse efenim bu kadar entellektüel bilgi yeter biz şarkılara göz atalım. break me shake me diyerek beni de fevkalade sarsmışlardır. sonra tears of pearls, truly madly deeply... neden bu kadar güzel şarkılar yok artık. darren hayes gruptan ayrıldı da ne oldu yani. tamam yakışıklıydı, karizma dersen eyvallah, genç kızlar hala hastası ama yok yok yok. eski ruhunu kaybetti. biz onun sadece kara kaşını kara gözünü sevmedik ki ondan önce savage garden vardı zaten. önce savage garden ı sevdik sonra darren hayes'ı. ama o da egosunun kurbanı oldu işte...
90 ların sonuna doğru yine madonna zirvedeydi. bir frozen dedi hatun donduk kaldık gerçekten de. o ne parça onlar nasıl söz o nasıl tüyleri diken diken eden klipti öyle. sonradan edindiğim bilgilere görede ödül almıştır bu şahane klip. yine sözlük sourtımes ın yalancısıyım. hayır daha o yaşta ne anlıyosam ben böyle şarkılardan. biraz melankolik biraz da depresif olacağımın ilk işaretleriydi belki de o şarkı:))
dayanamicam sözlerini de yazıcam
you only see what your eyes want to see
how can lıfe be what you want to be
you're frozen
when you're heart's not open
You're so consumed with how much you get
You waste your time with hate and regret
You're broken When your heart's not open
if I could melt your heart
we'd never be apart
give yourself to me
you hold the key
now there's no point in placing the blame
And you should know I suffer the same
If I lose you
my heart will be broken
Love is a bird ,she needs to fly
Let all the hurt ınsıde of you die
you're frozen
when you're hearts not open
tüm bu kadar sözün üstüne bahsetmezsek ayıp olacağını düşündüğüm elif gibi ince ve uzun ülkesini eurovision da da temsil etmiş celin dion hamfendi. miniminnacık vücuna karşı güçlü sesiyle bizi kendine hayran bırakan mariah carey.. Nirvana - Smells Like Teen spirit.
ve son olarak sıcak latin ritimleriyle içimizi ısıtan santana-smooth. akıllara zarar bir parçaydı hala kulaklarımızda hoş bir seda zat-ı alileri...
.
bunları paylaşacak pek birilerini bulamadığım için yazayım dedim bloguma. belki benim gibi eski günlerin özlemini çeken vardır da bana uzaktan el sallar. benle aynı şarkılarda aynı düşleri kuranları bilmek istiyorum. çocukluğuma duyduğum özlemi belki de böyle azaltıyorum....
bayan çok bilmiş geri döndü ....
06:16 Posted In blog , iadeli taahhüt Edit This 0 Comments »aman da aman ne kadar özlemişim yazmayı. hem blogum da çok cici oldu bakmaya kıyamıyorum. sevgili glommysunday sağolsun. zat-ı şahanelerinin bu işte çok katkısı var. yoksa ne kadar arasam da gönlüme göre bir arka plan bulamazdım.
yazmayalı baya zaman olmuş. içimden gelmedi galiba yazmak. ya da araya başka telaşlar girdi. kocaman iki ay geçmiş yazmayalı. benim için kocaman çünkü; o ufacık gibi görünen zamanda çok yer değiştirmemişim insanlarla fazla haşır neşir olmamışım belki ama değişmişim ben. heyecanlarım değişmiş, telaşlarım, sevinçlerim... en önemlisi de değerlerim değişmiş...
beni çok heycanlandıran yüreğimi ağzıma getiren olaylar artık bana yabancı sanki. sanki ben yaşamamışım tüm olanları dışardan bir izleyiciymişim. bir filmi izledikten sora ne kadar tesir edebilirse insana bana tesiri de aynı derece de artık. hani buna sevinsem mi üzülsem mi onu da bilemiyorum ya. hissizleşiyor muyum yoksa olgunlaşıyor muyum? belki de soğuyorum artık. tüm yaşananlar artık bana bişey hissettirmeyecek kadar anlamsız, konuşmalar, tavırlar aptalca geliyor. ben de kendimi çekmekte buluyorum kurtuluşu. sessiz, sakin bir şekilde olayları izlemek istiyorum bir köşede. belki izlemek bile istemiyorum ya ayıp olmasın diye. bir kere bu işin içine girdim diye. korktu da kaçtı desinler istemiyorum. ne kadar soğuduğumun farkına varamayacaklar belki. kızgın ya da kırgın olduğumu sanacaklar. belki de ne kadar kindar diyecekler. ama ne kırgınım ne kızgın hele hele kindar hiç değilim. ama bazı şeylerin değişeceğine inancımı kaybettim artık. herşeyi olduğu gibi görmemin zamanının geldiğini anladım. anladığım zamandan beri de gördüğüm hiçbirşey tat vermez oldu bana. kabuğumu kırmam doğruydu belki ama duvarlarımı yıkmamalıydım. ama taşlar bir bir yerine oturuyor artık. nafile uğraşları iadeli taahhütle dünyanın en ücra köşesine postaladım...
ve şimdi... kendime yepyeni, sıfır kilometre 2008 model hayaller, sevinçler, heyecanlar satın aldım. günlerimi onları yaşamak için harcıyorum artık. kendimi şımartıyorum. biraz ukala biraz çok bilmişim belki, ama herşeye gülümseyerek bakabildiğim, patavatsız yanımı sevdiğim için seviyorum bee kendimi...
Fonda vivaldi dört mevsim var şimdi. bu hazzı yaşayabildiğim için seviyorum hayatı. farkında olmayı seviyorum.... ne olursa olsun umudumu hiç kaybetmemeyi öğrettiğin için seni benden daha çok seviyorum benim tek kahramanım =))

